
Yeni yıl dilekleriniz, Hıdırellez kağıtlarınız, dualarınızi, doğumgünü mumu üflerkenki dilekleriniz...
Hepsinde sevgili var ya hepsinde. Benden başka "ortalama yapiym bu dönem!" diye doğumgünü mumu üfleyen var mıdır bilmiyorum da, çok fazlanızın "şöyle hayırlısından iyi huylu güzel yüzlüsünden bi sevgili dinimiz amin!" diye içinden geçirdiğinizi biliyorum. Ben de geçiriyorum bazen. Hep olmasa da, insan ve de duygusal bir dişi insan olduğum için içim akmıyor değil yolda el ele vermiş çift görünce.
Neyse, efendim ben bugün yine
Odtü Köprüsü'nün altında can çekişirken, soğuğun da uyuşturucu etkisiyle hayallere dalmıştımdı ve aklıma şu geldi: Bir alet olsa ve o alet karşınızdaki kişinin sizin sevgiliniz olabilme potansiyelini gösterebilse.
Sevgili Olabilite Ölçer diyebiliriz kendisine. Kısaca
SOÖ.
SOÖ'ye kişisel bilgilerinizi, düşüncelerinizi girseniz mesela. Sonra karşınıza çıkan ilk kişiye doğrultsanız. Algılama yeteneği sayesinde
SOÖ 2 dakikada size bu adamın müzik zevki size uyar mı, aile yapısı sizi bayar mı, onun beklentileri arasında sizin gibi biri var mı ve dahi kafasında başka bir hatun var mı... Bunları çatır çatır yazsa. Siz de günlerce ve gecelerce onu tanımaya kasmasanız, olmayacak dualar için amin demeseniz ve yolunuza devam etseniz? Hayalkırıklığı ortadan kalksa...
Bir ilişkinin o ilk başını özleyenler vardır yalnız kaldığında. Ben ne o evreyi, ne de o evreye varabilmek için geçen çırpınış evresini seviyorum.
İlişkiler bence ortasından başlamalı. Telefonda "alo" demeden başlayabilmelisin konuşmaya yani. "O benim hakkımda ne düşünüyor" cümlesini gün içerisinde 1923848723 kez sormadan hareket edebilmelisin. Yapacağın hareketleri "onun hoşuna gitme ihtimali olanlar ve olmayanlar" diye ayırmaya çalışmak yerine artık karşındakini tanıdığın için ne zaman ne yapmaman gerektiğini bilebilmelisin. Uzun süredir arkadaşın olan kişinin kıyafetini ödünç alıp alamayacağını bilmen gibi bu da.
Karşında birisi var. Hoşlanıyorsun ama emin de olamıyorsun, çünkü tanımıyorsun. Geçmişini bilmiyorsun. Ne sever, ne sevmez bilmiyorsun. Belki Coca-Cola yerine Pepsi tercih ediyordur... Belki 8 Parmağı vardır sol ayağında, belki yuvarlanarak uyanıyordur sabahları, belki en sevdiği bardağı soğutmak için aniden soğuk suya tutup çatlatmıştır ya da belki de bunu yapan birisini küçümseyecek bir yapısı vardır!? Nereden bileceksin. Umabiliyorsun sadece. Emin olduğun tek şey tipi karşındakinin o anda. Kocaman bir belirsizlik balonu. Patlatmak için iğnelerini çıkarmaya bile korkuyorsun.
Çünkü patladığında yüzünün yanmasından, gözlerini yaşartmasından korkuyorsun. Daha evvel başına geldi çünkü. Tekrar olmasın istiyorsun.
TEMKİN! evet evet, olayın adı temkinden;
temkinli olmaktan geçiyor. Sarıyor mu seni paranoyalar!? Bittin! Çünkü artık sürekli bu bilinmezlikleri düşüneceksin, yani
onu düşüneceksin. Onu düşündükçe kafanı ondan alamadığını fark edecek, ona resmen takacaksın. Belki aşık bile olacak ya da olduğunu sanacak; kendi kendine işkence edeceksin.
Bunlar olmasın işte.
Sevgili Olabilite Ölçer çıksın ve bu dertler son bulsun. Ben de kahve falıma dilek dilerken gönül rahatlığıyla "Production'dan geçeyim, güzel bir yerde hayırlı bir staj bulayım.." diyebileyim.