16 Ağustos 2010

Küçücüktüm Ufacıktım, Mim

401. yazımmış bu benim. 400 tane yazmışım yani. Evet... Ne güzel. Neyse, Blogmania'nın yakışıklı yazarı Uktürk kişisi beni mimlenmiş benim kendisine biraz serzenmem sonrasında. Küçüklük yıllarımdan aklımda kalanlar, içimde yer edenler konu. Uzun süredir de mimlenmediğimden ya da mimlendiysem bile haberim olmadığından atladım tabii ben bu olaya. İşten yeni geldim, yorgunum, yemeğin altını açtığımı unutup duşa girdim ama yemeği kurtardım, 3 gün geçinmem gereken paranın %70'ini %70 indirim var diye YKM'ye bağışladım... Bundan daha güzel bir gün olabilir mi çocukluğumu hatırlamak için?!

Sulugöz ve Big Bubble: Sulugözü bilirsiniz değil mi? Çevresi limon tozuyla kaplı, içi tatlıca, çiğnemek için değil dışı yalanmak için alınan top top sakızlar. Hayatımda ilk kez dişimin çürümesini sağlayan şeydir sulugöz. Okuldan her çıkışımızda 5-10 tane alır, emer, çiğnemeden atardık. Keza Big Bubble da öyle. Çiğnemesi dertti ama tadı o kadar güzeldi ki duramazdım Big Bubblesız. İlk balonumu da onunla yapmıştım. :)


Speedy Gonzales & Teenage Mutant Ninja Turtles: Looney Toons'un en sevdiğim karakteriydi. Onu izlerken arriba aariba andaree!! diye bağıra bağıra peynir kemirirdim. Şu anda kemiklerim güçlüyse bu Speedy'nin eseridir. Aslında en çok seyrettiğim şey Looney Tunes'du düşününce. Sonra Nickelodeon geldi, mertlik bozuldu. Ninja Kaplumbağlarlaysa baya sağlam bir bağım var. Michelangelom, Aprilım, o domuz gibi yaratık, Splinter... yuncakları vardı bende hep. Ayrıca pizzaya duyduğum sempati de büyük ölçüde Ninja Kaplumbağalardan gelmekte.

Telli Turna: Yeni Türkü'nin bu şarkısını sanırım 3 yaşımdan beri ezbere biliyorum. Taylan adında bir arkadaşımla birlikte elimize oyuncak gitarlarımızı alıp her onlara misafirliğe gidişimizde anne-babalarımıza gösteri yapardık.

100.000TL: Benim ilk okul harçlığımdı. İlkokul 1'deydim, sene 1993, bu paraya çikolatalı gofret ve çubuk kraker alabiliyordum. Üstü de artıyordu. Ya da bir tost alabiliyordum. Ahh okulumun tostları, aaahhh!!!

Bonibon, Kinder Sürpriz: Çikolatagillerle aram hep iyi olmuştur. Küçükken o Kinder yuncaklarının hepsinden vardı bende ya, öyle böyle değil. Ve bonibon bir fenomendi! Kapağının altındaki harflerin, kocamızın baş harfi olduğuna filan inanırdık. Bu durumda 98236298629 tane kocam olması lazım tabii, o ayrı. Kahverengi olanları yerdim, renkli olanların da önce boyasını emerdim, sonra yerdim. Hatta hala varsa gidip yarın Bonibon alacağım, canım çekti çok!

Dreamland: Ufaklığımın geçtiği yer. Geçen sevgilimle Atakule'ye gittik, kapanmıştı. Ondan evvel gittiğimdeyse uffacıcık kalmıştı, o eski büyülü hali yoktu. Yıllarca oynadım o oyuncaklarla ya yıllarca! 6 yaşındakilerin girmesine izin verilen top havuzuna girmek için sabırla bekledim!! Suda gemi yüzdürdüm, at yarışlarını seyrettim, top isabet edince yerinden kalkan sarhoş amca robotundan tırstım... Dreamland çok güzel ve özeldi be yaa, kapamasalardı, müze yapsalardı. :(
 (Koca internette dreamlandin logosunu bulamadım ya! Helal olsun!)

Oyuncaklarım: Delikli bir tahtaya rengarenk büyük başlı iğnecikler geçirerek resim filan yaratma, Amiral Battı, Monopoli (Kızma birader), iki düğmeyi çevirerek resim yaptıktan sonra aleti sallayınca silinen gri ekranlı şey, Ayşin Bebek, Aylin bebek (konuşuyordu bu ve boyu benden büyüktü, Barbieler ve Sindyler (vakti zamanında Ken ve Sindy daha değerliydi Barbie'den), bir tablaya geçirilen küpler ve o küpleri kablolarla birbirine bağlamak suretiyle değişik akımlar ve aletler oluşturduğun bir oyuncak, kocaman kırmızı ayım, kocaman Noel Babam, mavili pembe burunlu beyaz göbüşlü tavşanım, sıktırınca viyk diye ses çıkaran balığım, siyah köpeğim, mavili pembeli 3 tekerlekli bisikletim, sarı kırmızı kamyonum, robot bebeğim (robot şeklinde ileri geri giden ışıklı bir oyuncak işte), sarı vinçim (babamınmıştı eskiden), basınca değşik sesler çıkaran lazer tabancam, legolarım, oyun hamurlarım...

Peçete Koleksiyonum: Bir Atatürk Orman Çiftliği dondurması kutusunun içerisinde yaklaşık 16-17 senedir biriktirdiğim peçeteler. Aslında artık biriktirmiyorum ama içi baya dolu. Üzerinde tarih kısımlarını karalamışım. En büyük Atatürk yazmışım. İçini de envai çeşit peçeteyle doldurmuşum. Hatta peçeteler daha narin olsun diye içlerini çıkarmışım ve onları da saklamışım. ekstradan bardak altlıklarını da biriktirmişim.

November Rain'in sonundaki solo: 3 sene öncesine kadar onun November Rain'in sonundaki solo olduğunu bilmeden, ama Guns'n Roses'ın olduğunu bilerek yaşadım. Çocukluğumun en güzide parçalarından biri bu. Anlatmışımdır kesin hikayesini. Micheal Jackson aşkım dolayısıyla onun konserlerini Beta Videp kasedine kaydederlerdi. O aralar da Guns'n Roses Türkiye'ye gelecekmiş iişte, onun reklamı var. Arkadan o solo çalarken bir adam "gaaaannnzın rozııızzzz!!" diye bağırıyordu. Senelerce ıslıkla çalabildim ama adını sanını bilemedim şarkının. Fenaydı baya.

Roller-blade: Bisiklete binmekten daha çok severdim. Her ne kadar rahatça kullanacak kaymak gibi betonlarımız olmasa da ve kıtır kıtır asfaltın üzerinden beynimiz titreye titreye gitsek de çok severdim.

Fanila: O zaman da sevmezdim hala da sevmem. Hele ki beyaz, tshirt gibi olan fanilaları... Bir tane kafası çok dar olan sert fanilam vardı, diğerlerini rahat rahat giyerken bundan kafam zor geçer, sırtımı kaşındırır filan ıyyyhh! Kendim giyinmeye başladığımdan beri fanila giymiyorum.

Ogün ve Ömer: Çoooook çocukluk arkadaşlarım. İkisini de ne facebooktan ne başka yerden bulamıyorum çünkü o kadar ufaktım ki soyadlarını bile bilmiyordum. Ogün karşı komşumuzun oğluydu. Babam anlatır hep "ben ne zaman bugün şöyle oldu böyle oldu diye anlatmaya başlasam "bugün diiilll!! onun adı ogüünn!!" diye düzelttiğimi onu. Bana şekerli su yapardı, çünkü geri kalan şeylerin nasıl ikram edildiğini bilmiyorduk. Ekmek kemiriyorduk birlikte muhabbet ederken. :) Nerede n'apıyor acaba şimdi...

İğde: Çok güzel kokar iğde ağaçları, kokusuna biterim. Üstüne bir de sonbahar geldi diye haber verir meyvesiyle. Eskiden daha çok severdim iğde yemeyi, artık eski tadı vermiyor. Keza hanımelleri de öyle. Günde 1000 hanımeli katletmişliğim vardır zamanında. Az mı iğde topladık da iğdeyle piknik yaptık ve hanımelleriyle. Sonra da mazıların o dikenli gibi yeşil tomurcuklarıyla savaş yapardık. Yetmedi o yuvarlak kırmızı, böyle domatese benzeyen şeylerden yerdik ve onlarla da savaş yapardık. Hiç olmadı su savaşı yapardık... Tepelere tırmanırdık. Çamurla oynamayı da çok severdim. Mutlaka biri bir delik bulur "buradan yılan çıkmış" der, bizi korkuturdu.

Şimdi bir baktım da, çok güzelmişti be çocukluğum. Çok mutluydum yani. Tasasızdım. Geri dönsem ya o günlere? Olma mı?

1 düşünce dile geldi:

Ceylan dedi ki...

Ankara benim çocukluk tatillerimin mekanı: Bahçeli ve Ayrancı özellikle...
Yazın bana o günleri hatırlattı...

ALL RIGHTS DESERVED by INFLACK

Bu sitede yazan her şey yazarın kendi hayatı, hayal dünyası, geçmişi ve geleceği ile alakalıdır. Kar amacı güdülmemektedir. Resim sahiplerine ise buradan teşekkür etmekteyimdir. Yazılarım herhangi yasal şekilde korunmadığı için elbette bana sormadan etmeden kopyala yapıştır yapabilir, altına kendi adınızı yazabilirsiniz. Ama vicdanınız buna el verecek mi?! Şirret hayaletim öbür dünyada yakanızı bırakacak mı?! Bunları bir düşünün derim. Hepinizi öperim MUJU!