Geçen Pazartesiydi, akşam 8'de AŞTİ'de Ankaraydaydım. Karşıdan o geldi, hiç çıkmadan Ankaraydan, geri binmiştik ve Kızılay'a gittik. Yine güzel kokuyordu her yer, yine sıcaktı, yine heyecanlıydı. Benden daha heyecanlıydı, orası kesin. Özlem bir ömürdü, görüşmek 1 dakika. Şu anda tam olarak böyle hissediyorum. 1 hafta öncesinden bahsediyorum, daha sadece 7 gün öncesinden. Tanrım, ne güzeldi.
Buradaydı, sanki Ankara'nın bir parçasıydı... Tabii ki Ankara'nın parçasıydı, sadece kayıp bir parçaydı ve resim artık tamdı. Kısa süre de olsa tam olmaya devam edecekti.
Okula da gittik, Tunalı'da da gezdik, Kızılay'da da dolandık... Corvus'ta da içtik, IF'te Soul Project'i de dinledik. "Sevgiliyle yapılması gerekenler Checklist" çek işaretleriyle doldu bu sefer. Enerjimizin son raddesine kadar didindik diyebilirim.
Ardından Anadolu Ekspresi'ne atladık. İstanbul'a gittik. Vagonlarda priz aradık, yemeklide birer kahve içtik, sonra prizi bulduk ama o kadar yorgunduk ki, filmin 15. dakikasında sızdık kaldık. Geçen sene Koray'larla trenle giderken gördüğüm ve özendiğim insanlar gibi, yanyana... :)
İstanbul'a geldik. Gelmiştik işte. Onunla İstanbul, her zamanki İstanbul'dan daha güzeldi kesinlikle. Hava da çok güzeldi. Deniz daha maviydi. Yapacak daha çok şey vardı sanki. Bebek, Ortaköy, Beşiktaş dedik dolaştık. Bir yoncalı kolye buldum. Tam olarak istediğim kolye olmasa da aldım. Hiç yoktan iyidir dedim ama zinciri yok. Şu anda zincir alacak para da kalmadı bende. Duruyor öylece çantamda.
Konser günü baya fenaydı. İyi manada fena. Güzel, ama ayaklarıma acı verircesine güzel. Çok yorulduk! Çooookkk!!!
Edirne Ciğer tavası yedim. Booolca yokuş indim çıktım. Taksim'e vardık, milyon kişinin arasından zar zor yürüdük, biraz oturmaya vakit bulduk. Oradan Atlas Pasajı'na girdik ve en kısa zamanda oraya geri gitmem gerekiyor. Nasıl olacak bilmiyorum. Sonra bana oradan Scorpions T-shirtü aldı. Şans ya, üstünde kocaman da S yazıyor, son albümün kapağı öyle diye... Çok sevdim ben o t-shirtü. Hatta sanırım yarın onu giyebilirim. Ouuvv yok, yarın değil ama sonraki gün giyebilirim. Yarın sunum var, biraz daha "iş kadınıvari" giyinmem gerekebilir. Neyse...Biz Taksim'den aşağıya, stadın oraya kadar yürüdükten sonra fark ettik alkol alacak yer olmadığını. Yolun yarısını otobüsle, geri kalanını yürüyerek çıkıp aldık bir şişe bir şey. Sonra yürüyerek geri indik. Sonra 2 saat konserde ayakta durduk. " Thank youuuu!!!" "You're Welcooommeee!!"
Pek tepinmedik aslında. Açık olayım mı? Ekşi'de benim gibilere "Still Loving You Scorpionscısı" demişler, ama umurumda değil. Kötüydü konser. Ben oraya 20 dakika bateri solosu dinlemeye gitmedim. Evet, sıkı bir soloydu ama benim amacım bateri solosu değildi. Bir veda konserinde "EN" sevdiğim şarkıları dinlemekti. Lady Starlight, No One Like You, Lonely Nights, When the Smoke is Going Down, Send Me an Angel ve tabii ki Humanity!!!! Hiçbirini çalmadılar. Wind of Change ve BİS'e çıktıklarında da Still Loving You ile Rock You Like a Hurricane çaldılar ve gittiler. 1 saat 40 dakika filan sürdü o kadar para verdiğimiz konser. Kalakaldım. 20 dakikasını "Yooouuu Kiiiiiccckkk AAAASSSS!" diye bağıran bateristi dinleyerek geçti zaten.
Sonra tüm o kalabalıkla birlikte geri Taksim'e tırmandık. Yetinmedik, Bambi'de ıslakları götürdükten sonra İstiklal'in bir ucundan diğer ucuna yürüdük. Sebep? JUKEBOX!!!!
Jukebox artık Bronx'ta çıkıyor cumartesileri. Kalite yükselmiş baya. :) Ben onların o aile havasında, ufak Old City'deki hallerini de seviyordum gerçi ama olsun. Jukebox yine öyle bir coşturdu ki, pişman oldum. Pişman oldum o konsere vereceğim parayı buraya vermediğime. Pişman oldum o konser için yürüyerek ve ayakta durarak harcadığım enerjiyi Jukebox için saklamadığıma. Duramıyoruz! Hoplayıp zıplıyoruz ama ayaklarımızın altı yanıyor artık. Bir ara duraklar gibi oldu Jukebox ve o arada resmen kaçtık! Bildiğin kaçtık ama! Bir şarkı daha çalsalar ve biz o şarkıda da kesin zıplarsak, ayaklarımız patlayacaktı. Bulduğumuz ilk taksiye atladık. Takside kucağımda uyudu. :)
Pazar günü güneşi sadece evden bakkala giderken gördüm. Daha da görmedim. Yürürken ayaklarımın altı hala acıyordu. Ev günüydü, tam bir pazardı. Biraz suçluluk hissetmedim değil o günü evde geçirdim diye ama olsun. Akşamına çıktık. Hayatımda ilk kez sıcak midye dolma yedim. Güzel oluyor.
Ve işte... Dün sabah 9.30 arabasına bindim. Ankara'ya geri döndüm. Sanki bir rüya gördüm ve bitiverdi yine. Ankara, bıraktığım Ankara değildi. Ben giderken tamdı, şimdi yine bir parçası eksik. Yine uzakta ve ben daha 48 saat olmadan geri özledim.
Dedim ya... Özlemek bir ömür gibi geliyor, görüştüğümüz ise sadece 1 dakika... Hatta 1 saniye... hatta 1 lahzacık.
0 düşünce dile geldi:
Yorum Gönder