31 Aralık 2010

Ozan Special

Bittiii! Dönem bittiii! Finaller var daha, ama proje ve sunum kalmadığına göre bence dönem bittiiii! Hedeloy!!

Neyse, bu yazının amacı bu değil.

Benim okulda bir arkadaşım var, adı Ozan. Bu Ozan insanıyla ben bu sene tanıştım, kendimi çok kötü hissediyorum bu yüzden "niye daha evvel tanışmadık?!" diye. Kendisi mühendis kılıklı bir işletmeci, bir Bilkent Tanıtım Ofisi fedaisi ve bir müzik bilirkişisi aynı zamanda bir bordo robdöşambr (böyle mi yazılıyor o?!) sahibi birisi. Viski seviyor bir de, onu biliyorum. Neysem, bu arkadaş dediğim gibi müzik bilirkişisi kıvamlı birisi olarak, birlikte sınav çıkışı popomuz donaraktan sigara içerken "Yılbaşı müzik listesi yaptım diyorsun ama Temptations koymamışın!" diyerek beni eleştirdiği için ben de altta kalmamak adına "İyi, Ozan'ın özel isteği olarak Temptations'dan yılbaşı şarkısı koyuyorum yazarım" dedim. O da tamam dedi. Ben de koydum.

Grooveshark'ı henüz çözemedim ya da o beni çözemedi, bilmiyorum, ama attığım şarkılar listenin bi' yerine gidiyor ama neresine gidiyor bulamıyorum. Bulduğum zaman da istediğim yere taşıyamıyorum. Eski müzik listemi çok seviyordum çünkü düzenlemesi aşırı kolaydı, ama onda da şarkıları hep ben yüklüyordum ve çok uzun sürüyordu, bir de şarkı sayısı kısıtlıydı. Burada da sayıda kısıtlama yok ama attığım şarkıları bulamıyorum.

Lafın kısası: Listenin bir yerinde bir adet Temptations şarkısı var, hatta 2 tane var. Silent Night ve Let It Snow'u seçtim koymak için. Tamam mı Ozan? Oldu mu? Başka eksik gedik var mı? :)))

Bu muhtemelen 2010'un son yazısı: Hepinize mutlu mesut yıllar diliyorum. Huzur dolu geçer umarım hepimizin senesi.

E hadi artık, seneye görüşürüz. BöhehahehahhberşfkernvfWRgvnmrWTŞLm! :)

26 Aralık 2010

Maksimum Müzik, Maksimum Enerji, Maksimum Özlem!

Gecelerdir, haftalardır uyku sorunu çekiyorum. Birtakım sebeplere bağlıyorum, bazen bağladığım yerden uçup gittiği de olmuyor değil. Bazen aşk yorabiliyor mesela, o mesafe canıma okuyor, hırpalıyor beni, bir zombiye çeviriyor. Özlem insanı çok hırçın yapabiliyor, ki benim uykuya ya da yemeğe uzak kaldığım zamanlarda yanımda olanlar da bu durumu bilirler. Özlemi kaldırabilecek bir yapım yok, dayanıyorum sadece. Sabrediyorum. Bunu yaparken patladığım anlar oluyor. Kırıp döktüğüm saniyeler oluyor. İçimde birikenler, batanlar oluyor... Oluyor be ya...

Dersler de yordu şu 2 hafta. Resmen bütün bir dönem boş geçti ve son iki haftaya dayandı ne kadar iş varsa. Ormanlar Kraliçesi modundan haftalar sonra bugün çıkabildim. Kuaföre gittim ve kıza benzedim biraz! Kızıllığımı tazeledim, kendime geldim. :) Yılbaşı için Adana'ya gitmeyi düşündüğüm de plana katılırsa, iyi bir bakım günü oldu bugün bana.

Bu korkunç geçen birkaç haftadır bana yardımcı olan en önemli iki şey Sex and the City ve MAX FM. Sex and the City'yi biliyorsunuz zaten. Kiminiz için "4 karının sevişmeleri" kimimiz için hayat dersleri. Onu geçiyorum. Max FM'e değinmek istiyorum ben.

90'lı yıllarda ilkokul ve lise dönemlerini geçiren Ankaralılar Capital Radio'dan haberdardırlar kanımca. Kaan ve Özgür... Akşamları Hot 40 Countdown... Shadoe Stevens'la kendimizi Amerika'da hissetmemizi sağlarlardı, yılbaşı jinglları efsanedir bir de. Bu radyo aşağı yukarı 1.5-2 sene önce kapandı. 99.5'e Virgin Radio alabildiğine amatör bir yayınla giriş yaptı. Şimdiyse Bay J'leri var. Havayı Koklayan Adam'dan ayrılmış olması hiç de hoşuma gitmiyor gerçi.

Sezin yaklaşık 1 ay evvel arabadayken "babama bi radyo kanalı buldum, 2 gündür değiştirmemiş" dedi. Babamda hep Capital açık olurdu. Olmadı Power FM. Şimdilerde Virgin... Ama bu yeni kanalı değiştirmemiş hiç! 95.8 Ben de dinlemeye başladım, nasıl güzel çalıyor! Son zamanlarda radyoda duymaya alışık olmadığım şarkılar. Sonra baktım yılbaşı şarkıları da çalıyorlar. Ve en son, sanırım 2 hafta evvel, benzinlikte babamın arabaya dönmesini beklerken çok özlediğim bir şey duydum. Yılbaşı Jinglı!!!!!!!!! Capital Radio'nun efsane dediğim jinglı! Arada yine nerede olduklarını merak ettiğim sesler duydum "Ben Kaan, ben de buradayım... Ben Özgür, ben de buradayım!" Allah'ım! "Tampon tampona trafik" lafını hayatıma sokan adamlar, okula babamın bırakmasını anlamlı kılan adamlar... Bir sabah, 7'de yürüyüş yaparken aradığım ve benim için She will Be Loved çalan adamlar!!!!

İnsanın uzun süre sonra evine dönmesi gibi. Hem artık internet kullanmayı da biliyorum, Iphonum da var. Her yerden bu kanalı dinliyorum.

Ortalığa yaymaya kasarken bir baktım ki meğersem bir tek ben bilmiyormuşum Max FM'i, bütün arkadaşlarım biliyormuş. Benim gibi "bilmeyen insanı" olanlar için yazıyorum bunu. 95.8 Max FM, Ankara'nın eski Capital Radiosu! http://www.maxfm.com.tr/   adresleri. Iphone eklentileri de var. Bu yazıyı da radyo dinlerken yazıyorum. Radyo internet üzerinden sorunsuz çalışıyor. Kullanımı kolay ve her halta yarayan da bir siteleri var. Kucaklayın bu kanalı!

95.8 Max FM!

17 Aralık 2010

Yılbaşı Kültürümüzde Yok mudur?!

Yılbaşı yaklaştıkça binbir kafadan ses çıkmaya başlar. Kimi nerede kutlayacağı ya da ne yapacağını düşünürken bir kısım insan da "Yılbaşı bizim kültürümüzde yok!" ve "Yılbaşı çok gereksiz bir şey!" çığırtkanlığı yapar. Yılbaşının kültürümüzün bir parçası olmadığını düşünenler için yazıyorum bu yazıyı çünkü cidden afazik olabiliyor bu insanlar.

Yılbaşının kültüre dahil olmadığını düşünen insanların "kültür"ün nasıl bir şey olduğunu bilmediğini düşünüyorum. Kültür olduğu yere çakılı kalan bir şey değildir, değişkendir ve zamanla gelişir. Kendine ait öğeleri vardır kültürün, bu öğelerden güç alır ve ona göre zaman içinde şekillenir. Osmanlı zamanında ülkemizde Yılbaşı kutlanmıyordu belki ama 2010 senesine gelindiğinde "Yılbaşı kültürümüzde yoktur." denemez. Neden mi?

Öncelikle, Türkiye gibi bir ülkede kültürün tek kaynağı yoktur, karışık bir kültürün çocuklarıyız hepimiz. "Kültür Mozaiği" lafını duymayanınız var mı? İçinde yaşayan insanların farklılıkları sayesinde kültürümüz bir çok ana kültürden esinlenerek gelişme kaydetmiş bulunuyor. Şaman kültürü, Doğu kültürü, İslam kültürü, Hristiyan kültürü, Arap kültürü, Batı kültürü, Balkan kültürü... Ohoo daha neler var... Özellikle belli bir kesim inatla bu karmaşık kültürün varlığını inkar etmek için çırpınıyor, ama var, elden ne gelir ki?

Bu ülkede 31 Aralık yarım gün, 1 Ocak tam gün yurt genelinde tatil ilan edildiği günden beridir Yılbaşı bizim kültürümüzün bir parçası. Bu ülkede tek kanallı dönemde bile yılbaşında dansöz oynatıldığından beri bu bizim kültürümüz. Milli Piyango (Milli diyor bak...) Yılbaşı özel çekilişi yaptığından beri, Ali Haydar ve Nimet Abla ün saldığından beri, evlerde o gece oturulup kestane pişirildiğinden beri, tombala oynandığından beri, çocuklar bütün sene boyunca tek seferliğine Tutti Frutti'yi ailelerinin yanında izlediğinden beri, dükkanlar süslenmeye başlandığından beri, ilkokulda "yılbaşı çekilişi" yapıldığından beri, mekanlar yılbaşı için özel fasıl programı ayarlamaya başladığından beri, birçok mekan ve firma yılbaşı özel çekleri-ikramiyeleri-hediyeleri verdiğinden beri, bankalar yılbaşı kredisi çıkardığından beri, diziler yılbaşı özel bölümü çekmeye başladığından beri, saat 12 olunca en yakınımızdaki kişiye sarıldığımızdan beri ve hatta uzaktakilere telefon ettiğimizden beri, ilk kez biri yılbaşında kırmızı don giydiğinden beri... Yılbaşı bu kadar "içimize" kadar girmişken nasıl olur da kültürümüzde yok sayılabilir ki?!

Ha, insanların yılbaşını "kutlama" anlayışları ve istekleri farklı olabilir. Kimi gider içer, hoplar zıplar; kimi evde tombala oynar; kimi de uyur... Ona kimse bir şey diyemez, ama bu farklı anlayışların var olması Yılbaşı'nın kültürümüzde yer ettiği kaidesini bozamaz. İslami kültüre daha yakın aile yapısı olan kişiler yılbaşını özellikle inkar eden kesimi oluşturuyor demiştim, onların da savunması "Bizde Noel Baba olmaz, bizde içilmez, bizde ağaç süslenmez." Kimse Yılbaşında içmek zorunludur demiyor, diyemez de zaten. İçki kültürümüzün olmadığını savunmaksa tümden abesle iştigal zira tamamen kendine ait bir adabı olan "Rakı" adında bir içkimiz var, ki birçok ülkede kendi adabı olan alkollü içecek bile yok. Noel Baba ve ağaç olaylarıysa kültürümüze devşirme girmiş hadiseler. Türkiye'de Noel Baba "Aziz Claus" değil; sadece hediye getiren, kırmızı giyinen, şişko saçlı sakallı bir amca. Keza ağaç da sadece bir Yılbaşı sembolü; herhangi dini çağrışım adına süslendiğini sanmıyorum çoğu evde. En azından bizimkinde öyle değil. Noel Baba "Noel" ile alakalı ve Noel'in cidden bizde tam anlamıyla yeri yok Cadılar Bayramı gibi, Paskalya gibi... Noel ülkemizde Hristiyan çevrelerce kiliseye gidilen bir gün; ki bu Hristiyan ülkelerde de böyle. Noel içilip eğlenilen gün değil, ama biz yılbaşını kendi kültürümüze devşirirken ağaçla babayı da almışız çünkü güzeller, dikkat çekiciler ve çok iyi pazarlanmışlar. Bir hediye dağıtan amcayla, bir ağacın dinimizi elimizden alma şansı da yok. Bundan korkan kişi kendi inancının sağlamlığından şüphe edebilir sadece.

Yani demem şu ki: Yılbaşı bizim kültürümüzde yok diyenler etraflarına bir baksınlar. Kendi içinizde nasıl bir kültür yaşıyorsunuz bilemem ama genelin durumu bu yönde. Koca Devlet kabul etmiş Yılbaşını, neyin savaşını veriyorsunuz ki? Ayrıca bana "Yılbaşı yok bizde" diyen 20 yaşındaki gençler sorsunlar bakalım babalarına Nesrin Topkapı ismi onlara ne çağrıştırıyor? Yılbaşı son 2-3 senede çıkmış bir şey de değil, 30 seneden fazladır her sene yaşadığımız bir şey. Anlayışlar değişir, kutlama şekilleri değişir, ama Yılbaşının kültürümüzde var olduğu gerçeği baki kalır.

9 Aralık 2010

Noel Ruhu!

Noel ruhu nedir? Amerikan filmlerinden görerek özendiğimiz, "Christmas" zamanı insanların büründüğü o kutlu ve mutlu ruh hali.

Kar, Noel Baba, Yılbaşı ağacı, top süsler, melekler, ren geyikleri, kırmızı beyaz naneli baston şekerler, ziller, ökse otu, kırmızı kurdeleler... Bolca kırmızı ve beyaz ve biraz da koyu yeşil!

Noel Ruhu aynı zamanda pazarlama aleminin en sevdiği tatil ve alışveriş dönemi. Biz Türkiye'de dini sebeplerden ve kültürel altyapının Noel ve Yılbaşı konusunda eksikliğinden ötürü tam bir ruh yakalayamasak da, Türkiye pazarlarında da heyecanla bekleniyor bu tatil. Hristiyan ülkelerde 10 günlük bir tatil, bizdeyse 1-2 gün ama olsun!

Kabul ediyorum. Noel Ruhunu bu ülkede yaşatmak tamamen bir özentilik, ama bu beni bu ruhu yaşatmaya çalışmaktan alıkoymuyor asla, çünkü çok hoşuma gidiyor. Noel Ruhu bana umut ve mutluluğu, birliği ve eğlenceyi, masalları ve müziği çağrıştırıyor. Tek başına diriltilecek bir ruh değil bu Noel Ruhu dediğimiz, dolayısıyla iki firmayı kutluyorum Noel Ruhu'nu canlandırmak konusunda: Starbucks ve Marks&Spencer

Starbucks:

Starbucks "aidiyet duygusu"nu müşterilerinde en iyi uyandırabilen markalardan biri. Starbucksa girdiğinizde, Starbucks'ı seven birisiyseniz içinize o huzur ve "ev ortamı" hissi çöküveriyor. Zaten amaçları da bu. Kendilerini ta en başından "insanların ikinci bir ev olarak görebilecekleri, lezzetli kahve satan bir zincir" olarak konumlandırmışlar. Bu Noel Ruhu'na nasıl yansıyor peki? Noel zamanı gelmeden evvel Starbucks geri sayıma başlıyor ve Kasım'ın son haftası aynı anda, aynı gün bütün Starbuckslar süslenmiş oluyor. Yeşil logolu beyaz bardaklar kırmızı, üstünde kar taneleri olan bardaklarla değişiyor. Bardak tutacaklarına da kar yağıyor. Özel Christmas Blend çıkıyor kırmızı paketinde. Yılbaşına özel kupalar ve termoslar çıkarılıyor. Yılbaşına özel menüler hazırlanıyor. Dark Cherry Mocha benim yılbaşı favorim misal. Toffee Nut Latte de Aslı'nın favorisi. Çalışanlarını da iyi seçiyor ve eğitiyorlar, onlar da insana mutluluk aşılıyor.

Gerçi ben çok farklı bir konumdayım Starbucks konusunda çoğu kişiye göre. Starbucks benim için bir kahveci değil, her sabah okula girdiğimde gördüğüm ilk şey, arkadaşlarımla buluştuğum- fakültenin ortak noktası, masalarında ders çalıştığım, ödev hazırladığım bir yer. Çalışanlarıyla her sabah günaydınlaştığımız, ben hasta olunca "latte içme, chai tea yapalım sana, boğazına iyi gelir" denen, susayınca bardağımı alıp suyumu doldurduğum bir yer. Benim Starbucks'ı benimsememek gibi bir şansım yok. Mutsuz olurdum ve her sabah küfrederdim okula girince herhalde. Böyle daha güzel. Bu arada Sacher gitti ama yerine yeni bir "Denediniz mi?" gelmiş: Profiterollü Pasta. Aslı'dan, Merve'den, Seray'dan ve Sezin'den tam not aldı bu pasta da. 5.50 TL, deneyiniz.

Aklıma şimdi geldi: Bizim fakültedeki Starbucks neden dekanlıktan izin alıp bir akşam "Starbucks ailesi Yılbaşı Toplaşkası" düzenlemiyor ki? Belki biraz müzik olur... Kokteyl havasında filan, ilginç olabilir. (Sakın ben mezun olduktan sonra yapmayın bu partiyi, yemin ederim olay çıkarırım! :) )

Marks&Spencer:

Ben Noel Ruhu'nu annemle vakti zamanında Tunalı Beymen'de dolaşırken kaptım. Küçüktüm, Tunalı'nın kaldırımları karla kaplı olurdu. Kestaneciler olurdu. Sanki eskiden daha güzel süslenirdi Tunalı... Karum ışıl ışıl olurdu. Hilton'un Lotus Bar'ında güzel şarkılar çalardı. Sheraton daha yeni bir oteldi. Üniversiteli gençler Kıtır'da buluşurlardı (teyzemden biliyorum), C'Viz yerine Mado vardı köşede, Starbucks henüz Türkiye'ye giriş yapmamıştı. Beymen de o zamanlar bu kadar burnu havada algılanan bir marka değildi.  

Annem elimden tutar beni gezdirirdi. Sonra Beymen'e girerdik, Beymen'in merkezi Tunalı'ydı o zamanlar. Yanlış hatırlamıyorsam şu anda D&R'ın olduğu binadaydı. Beymen'in her katı süslenmiş olurdu, çok güzel kokardı. Ve, en önemlisi, şu yanda gördüğünüz şarkılar var ya, sürekli onlar çalardı. Ben bu şarkıları oradan öğrendim. Bir süre sonra "yılbaşı gelsin de o şarkıları duyayım yine, Beymen'e gidelim!!" diye geçirmeye başladım içimden. O zaman internet kullanımı yok, duyduğum şarkının sözlerini bile hatırlamıyorum, adını bilmiyorum ve nereden öğrenebilirim ki?! Bahsettiğim seneler 1990'ların başı. Daha millet vatkalı ceket, yüksek belli pantolon giyiyor yani, o derece! :)

Bugün Gordion'da Marks&Spencer'a girdim. Kendimi küçüklüğüme dönmüşüm gibi hissettim resmen. Yine bu şarkılar... Ben de süslü reyonlar arasında şarkıları mırıldana mırıldana, hatta biraz hoplaya zıplaya yürüyorum. Noel Ruhu iki ışık asıp bir ağaca toplar bağlayarak olmuyor! O havayı vermeniz lazım insana. Misal, çok sevdiğim bir marka Koton... Ama dıptıs dıptıs müzik çalıp duruyor. Zaman onun zamanı değil ki! Yaz bitti! Kışın o daha sakin havasına, Noel'in ruhuna kapılacaksın, müşterine o huzuru vereceksin ki çıkmak istemesinler mağazadan.

Marks&Spencer'ın tek hatası vardı: Kadın reyonlarının olduğu katın girişinde, daha dolaşırken dışarıdan ilk görünen şey jartiyerli bir manken. Tamam Noel Ruhu'nu alıyoruz ama Türkiye'deyiz Ankara'nın en medeni(!) semtinde de olsak. Jartiyeri görünce babam dahil bütün erkekler hızlanarak Marks&Spencer'ı es geçiyorlar. Orada "Silent Night, Holy Night" (sessiz gece, kutsal gece) diyor şarkı, yanında siyah iç çamaşırıyla, jartiyerin endamıyla manken duruyor. Neden boş bu mağaza diye düşünmeyin bence. ;)

Hadi bakayım, hep beraber: Jingle bell, jingle bell, jingle bell rock!!!

7 Aralık 2010

Yılbaşı Dekorasyonu ve Son Durumlarım

Eveett,

Gördüğünüz gibi blogum Yılbaşı için süslendi. Geçen sefer pek kutlama havasında değildim, o yüzden ellememiştim, ondan önceki sene kar yağdırmıştım, bu sefer de tümden her şey değişsin istedim. Yılbaşından sonra farklı bir düzenlemeyle karşınıza çıkabilirim böylece.

Sırf görüntü değişmedi. Uzun arayışlarım ardından 5 en çok sevdiğim Noel şarkısı da eklendi müzik listeme. Neden arayış uzun diye sorarsanız: Bu şarkıları birçok insan seslendirmiş, ama benim için sadece bu versiyonları en iyileri. Yoksa bu şarkıları 50-60 senedir her sene birileri farklı yorumluyor. Yine de ben bu şarkıları başkalarından dinlemeye katlanamıyorum.

Yılbaşı geliyor ama bu sefer de gelmek bilmiyor sanki. Geçen senelerde hep çok hızlı gelmesinden şikayetçi olurdum, şimdi birisi yılın sonundan tutup yılı sündürmeye çalışıyormuş gibi geliyor. Yılın en sevdiğim zamanı sanırım sonu. Yaz seven bir insan olarak en sevdiğim tatilin kışla alakalı olması da biraz ironik sanki ama olsun.

Seray neden yazıyorsun? Tespit yapamıyorum uzun uzaya, her şeyi twittera yazmaktan buraya yazacak şey kalmıyor genelde. Wikileaks değerlendirmesi mi yapayım? Haydarpaşa'yı yakanları mı lanetleyeyim? (unutmuştun dimi?) Ayşe Arman'a ne kadar taptığımı mı yazayım bir kez daha? Yoksa Sex and the City'nin birçok erkek ve kadın tarafından, iki bölümü bile izlenmeksizin yok yere yerden yere vurulduğundan mı bahsedeyim? Yaklaşık iki haftadır geceleri uyumakta sabahları da uyanmakta sorun yaşıyorum. Bugün tam 14 saat uyudum. Güneşi görmedim. Hiç sigara içmedim. Saat gecenin ikisi ve tek öğün yemek yedim. "En yakın arkadaşım" diyebileceğim kişinin diğer insanlardan en ama en ufak farkının olmadığını öğrendim. Yılbaşını sevgilimsiz ve dahi kimsesiz kutlama ihtimalim var, evde yalnız başıma bir şarap açıp TV'de dizilerin Yılbaşı Özel'lerini seyredebilirim ve bu hiç hoşuma gitmiyor açık olmak gerekirse. Son birkaç senedir ilk kez Yılbaşını kutlamayı bu kadar çok istiyorum, ama aksi gibi işte...

İnsanlara yıllık yazıları yazmam lazım. Ama şu bloga 414 yazı yazabilmiş olan ben 3-4 cümlelik yıllık yazıları söz konusu olunca tıkanıyorum. Şimdiye dek sadece bir tane yazabildim. Gerisine ne yazacağımı bilmiyorum çünkü. Her aklıma gelen ya çok az, ya çok abartılı ya da çok detaylı... Bu tip şeyleri düşünürken ve hayatım beni şaşırtmaya devam ederken ayran budalası gibi açılan ağzım yüzünden boğazım tahriş olmuş: Kronik Faranjit olmuşum. Hayatımı en çok etkileyen konu bu şu aralar.
- Yapmayı en çok sevdiğim şey sigara içmek.
- En çok vakit ayırdığım iki konu Markstrat adlı simulasyon ve Avrupa Birliği
- Müzik olarak en çok telefonumdaki şarkıları dinliyorum. %90'ı listede var zaten.
- Millionaire City oynarak vakit öldürüyorum.
- Bilkent Kampüs'ten de dün itibariyle ayrıldım.
- Bir sürü oje alıp oje sürmek istiyorum.
- Çok uzun süredir alışveriş yapmıyorum kendim için, hep para biriktirmeye çalışıyorum, ama hemencecik gidiyor. 1 ay biriktirdiğim para 3 günlük bir Adana gezisinde tükenebiliyor. Üstelik sadece gidip-gelip-yemek filan yiyerek. Kendime özel bir şeyler almak istiyorum. :(
- Sırtım feci ağrıyor. Ucuz ama kaliteli (ne yaptığını bilen) bir masaj salonu bulmak istiyorum.
- Facebook'taki profil resmini çizgi kahramana dönüştürme olayı sanırım 1 aydır filan var, bayramdan önceden beri görüyorum çünkü. Ben daha yeni başladım, değiştirip değiştirip duruyorum. Çocuk istismarı gibi ağır bir konunun bu şekilde son bulacağını ve dahi etkileneceğini düşünmesem de, hoşuma gidiyor profil fotoğrafımda renkli şeyler görmek. :)
- Yılbaşı, sevgililer günü, yıldönümü gibi günlerde hediye almanın gereksizliğine inanan bir sevgilim var.
- Bugün hiç sigara içmedim, dün de iki tane içtim. Bir de çenemi çok kasıyorum sanırım, çenem de ağrıyor, o da başıma vuruyor.
- Bazen dönem sonuna kadar bütün raporlar yetişmeyecekmiş gibi hissetsem de kendimi onları yazmaya başlamaya da ittiğim söylenemez.
- Tavlada beni sürekli yenen annem ve kardeşim tarafından aşağılanıyorum.
- Hava çok soğumasın, kar yağabilir ama haftasonu yağsın ve ben okula gideceğim sırada ortalık kurumuş olsun. Olmaz mı?
- Twitter'da da dedim. Ayşegül'ün koyu bej rengi ojesi yüzünden oje piyasası allak bullak oldu. Sıra parlament mavisi ojede. Bu hafta parlament mavisi sürmüştü Su da Ayşegül 'de. Koyu Bej out, Parlament mavisi in.
- Tekrar yazmazsam, yılbaşınız kutlu olsun!!!! :)
ALL RIGHTS DESERVED by INFLACK

Bu sitede yazan her şey yazarın kendi hayatı, hayal dünyası, geçmişi ve geleceği ile alakalıdır. Kar amacı güdülmemektedir. Resim sahiplerine ise buradan teşekkür etmekteyimdir. Yazılarım herhangi yasal şekilde korunmadığı için elbette bana sormadan etmeden kopyala yapıştır yapabilir, altına kendi adınızı yazabilirsiniz. Ama vicdanınız buna el verecek mi?! Şirret hayaletim öbür dünyada yakanızı bırakacak mı?! Bunları bir düşünün derim. Hepinizi öperim MUJU!