Koskoca sene ya hu! 365 tane gün... Tüketim toplumu olduğumuz için galiba, onları da tüketmişiz. Hızlı tükeniyor şerefsiz günler de, anlamıyorum. Şimdi hatırlamaya çalışıyorum, ne yaptım ben o günlerde diye...
Ocak'ta yastaydım, bütün arkadaşlarım birbir Erasmus'a gidiyorlardı. Bir yandan kıskanıp diğer yandan yapayalnız kalıp okulda ne yapacağımı düşünerek kendimi depresyona sokuyordum. Velhasıl hiç de öyle olmadı. Gidenleri elbette ki özledim, ama yeni dostlarım da bir o kadar süperdiler ve hala süperler.
Şubat ayını MAD Reklam Ödülleri konusunda telaşlanarak ve organizasyonu düzenlemeye çalışarak genel olarak telefon başında geçirdim. Aynı şekilde, ödül töreni de gayet güzel geçti sonucunda. Sevgililer Günü'nde ne yaptığımı hatırlamaya çalışıyorum şu anda ama aklıma gelmiyor cidden ne yaptığım. Yazmışımdır kesin buraya. Haa... Nazlı'ylaydım. Hatırladım şimdi.
Mart ayının da başı Reklam Ödülleri için daha bile çok telaş yaparak geçti. Sonra ortasında biri geldi, aldı beni, tuttu kolumdan göklere çıkardı. Daha hala bulut üzerinde geziyorum. :)) O günden beri hayatımda mühendislik ve kahve kavramları epey ağır basıyor. Oyy French Press'im benim!
Nisan'da ders çalıştım ben birazcık, proje mroje. Bir de Antalya'ya muhtelif bir 2 günlük tatile gittiğimi hatırlıyorum. Bir de Mayfest Nisan'da yapıldıydı, ilginç olmuştu, ama iyi eğlendiydik.
Mayıs'tan aklıma Amasra gezim geliyor. Başka... Finaller geldi şimdi, bir de ay sonunda sevgilim kişisi gelmişti, aylardan haziran olana dek kalmıştı burada. Ne de güzeldi!?!? 76'nın çimlerinde uyumuştuk, üstümüz polen olmuştu.
Haziran'da tatile gittim 2 defa galiba, Bodrum'a. Kısa kısa gittim geldim. Başka önemli bir şey yapmadım sanırım.
Temmuz başında Adana'ya gittim. İlk kez Adana'nın bayıcı sıcağıyla ve Mersin'in ondan bile daha bayıcı sıcağına maruz kalıp erimiştim.
Ağustos ayı benim staj ayımdı. Hayatımda ilk kez bir kurum tarafından sansür yediğim aydı. Sevgilimin ailesiyle tanıştığım ve onlarla doğumgünü kutladığım ay da haliyle ağustostu. Ay kolyem ne de güzeldi, ve şarap ve balık... Ve sıcak...
Eylül... Okul açıldı diye hatırlıyorum. :))) Sevgilimsiz geçen bir aydı. Kardeşimle annemin doğumgünü olan aydı. Daha da bir özelliği yoktu.
Ekim'in 2'sinde Scorpions konserine gittik! Konser hakkındaki görüşlerim hala aynı. O günden bana kalan en güzel şey t-şörtüm. Ama çok güzel bir haftaydı o da ya! Ankara'dan trenle İstanbul'a gitmek... Oyh... Sonracıma Cumhuriyet Bayramını bile sevgilimle kutladımdı. Özel gün kavramlarımız inanılmaz!
Kasım... Bayram ayı... 13'inde mühendis hazretlerinin doğumgünü için Adana'da hazır bulunup, 3 tepsi hamsi ayıkladıktan sonra, Adana'dan İzmir'e gidip, orada dolaşıp sonra benim yine otobüse atlayaraktan Marmaris'e gitmemi kapsayan ay. Adana'dan çıktıktan itibaren ateşimin yükselip boğazımın şişmesi de cabası. 2 gün Marmaris'te nasıl kaldım hatırlamıyorum bile, uyuyordum zira.
Aralık!! En en en sevgilisiz, en en en en en en en en projeli, sunumlu ve sınavlı aydı benim için. Kafayı yiyordum artık. 2 haftasını uyumadan geçirdiğim bu ayı da geride bıraktığımıza seviniyorum.
Geri sayımsız, hediye almalıksız vermeliksiz, fotoğrafsız (analog makinede 2 pozumuz var ama o kim bilir elimize geçer mi?!) az alkollü, bol duman altı, kalabalık, kılıçtan 2 lira kazançlı, tombaladan pek de o kadar kazançlı olmayan, çok gülmeli, rahat uykulu, efsane enfeslikteki et soteli, French Press'te fındık şuruplu kahveli 10-15 derece civarlarındaki Adanalık bir güzel yılbaşından sonra -7 derecelik Ankara'ya 6 saatte gelmiş ve donmuş bulunuyorum. İçime işleyen ayazı daha hala atamadım, ki bu yazı yorgan altından yazılıyor size sabahın 7.30'undan beri. Uyuyamadım da yeni yıl değerlendirmesi yapayım dedim.
Bir sonraki durak: 2010'un Kişi bazında müzik listesi, neden ve sonuçlarıyla açıklamalı olarak.
Bekleyiniz... Çok yakında!!!
0 düşünce dile geldi:
Yorum Gönder