Blogspot'la ve Blogcu ile ülkemizde patlamış, kimisinin pembe fona mor ve kalın harflerle 3-4 şarkı sözü yazıp bıraktığı kimisininse günü gününe devam ettiği bir hobi, bir iş blog yazmak. İlk patladığı sıralarda başlayanlar günlük hayatlarını, sporu, müziği yazarlardı. aralarında ben de vardım. Birkaç kişi başlamıştık. Sonra ne olduysa blog yazarları geleneksel medya ile buluşuverdi. Bir "popülerlik yarışı" aldı başı gitti. Yazmak için yazmak bitti. Ama bu kısım sadece İstanbul'da ikamet eden blog yazarları için böyle oldu.
Sikindirik yazarlar gazetelere çıktı. Sizinle birlikte hayatını anlatmaya başlayan ve sizin dostunuz yazarlar kitap çıkardı. Sizin masada otururken ismini bile öğrenmeye tenezzül etmediğiniz yalap şalap adamlar kitap çıkardı. Bir kısmı ünlü firmaların sosyal medya sorumluları, blog yazarları oldular. Kimisi gazetelerin internet sayfalarında yazmaya başladılar. Neredeyse her ay bir davete, bir "blogcu" etkinliğine davet edildiler.
Ama bu olanlar sadece İstanbullular'a oldu!
Benim gibi Ankara'da, başka şehirde olanlar inatla yazmaya devam ettiler ama yoruldular. Zaten de günlük gibi blog yazmanın modası geçti, insanlar okumaz oldu, tumblr çıktı, twitter çıktı.
Böyle işte bu ülkede "blog yazarı" olmak. Yazmaya aşık olmak, yazmak, savaşmak, dayanamamak, kızmak, kıskanmak, kendine kızmak ve sonunda bırakmak. Her gün açtığın sayfayı ayda bir kez bile açamaz olmak.
Yazdığım şeyin okunmasını istemesem günlüğüme yazardım. Ben yazarak kendimi ifade etmeyi ve insanların buna tepkisini görmeyi seviyorum. Bir blogu tek başına yazıp orada bırakmanın anlamı cidden olmuyor. Öyle olsa "yorum" kısmı olmazdı. Dediğim gibi, günlük yazar, rafıma koyar kendime saklardım.
Ayrıca ben de istiyorum bir ürün hakkında yazı yazınca örnek ürünlerin yollanmasını. Blog yazarları için olan özel festivallere davetiye kazanmayı. Yazılarımla bilinmeyi, yazdıklarımı tartışmayı ve bu işten para kazanabilmeyi. Ama olmuyor. Niye? Ankara'dayım çünkü. İstanbul'a taşınabilirim, ama sosyal medya uzmanlığına yeni başlayacak kişiyi Ankara'dan almıyorlar, alsalar da tek başıma yaşayabileceğim bir para teklif etmiyorlar. Böyle de lanet, böyle de salak bir şey. Yarışmalara da katılamıyorum. Katıldım Efes'in yarışmasına, en beğenilen yazı benimki oldu, Ankara'dayım diye seçilmedim. Yok böyle bir saçmalık ya!
Bu işin göbeğinin İstanbul'da olmasına deli oluyorum. İmla kurallarını dahi bilmeden yazı yazan insanlar sırf İstanbullu oldukları için bu işin kaymağını yerken, Ankara'dan bir güzel blog yarışmasına katılamamayı, bizim buluşmlalarımızın olmamasını, yok sayılmayı yavaş yavaş unutulmayı sindiremiyorum. Yazma şevkimi kaybettiriyor bu hisler bana. Niye yazayım ki?
6 düşünce dile geldi:
tek başına yaşayacağın para ilk 2 sene içerisinde namüsait bir olay hangi kariyeri hangi şehri seçersen seç... burası Türkiye.
yazasın çünkü ankara'da halen blog okunuyor ve hatta ankaralıların blogları uslup ve amimiyetlerinden yazının edebiyatın hakkını verdiği için hemen farkediliyor, tercihen daha çok okunuyor. yani aslında kendini yazarak gerçekleştiren ankaralı blog yazarı feedback alamasa da amacına ulaşıyor. ödülmüş işmiş gerek yok. tersine o vıcık vıcık ortamın gerçekliğine girmektense mikro ama cool bir samimiyetin; birbirini geliştirmenin, isyan etmenin, dobralığın deneyimini yaşamak pek daha ala! Ankara hep böyle değilmidir, anarşistler yetiştiren bir okul. Birçoğu gidip istanbulun dejenere "sektörüne" entegre olsa da kalan sağlar bize yeter. kuru kalabalığa gerek yok, burunlar havaya, yazmaya devam!
kar yağdı ya bugün yaw!:)
Uzun süredir aldigim ilk spam olmayan yorum bu. Ve sitenin istatistiklerine bakınca be yazık ki bu samimiyete gelen insan sayısı cok az. Günde 2-5 kisi filan. Bu mu hak ettigim yani? Samimiyetimin karşılığı bu mu?
söz uçar yazı kalır ya hani, dursun işte yazdıkların... hemen değil belki ama zaman geçtikçe okunur... internet bu, belli olmaz... Ben de aynı durumdayım... ama bir-iki gerçek kişi yorum yazıp ses verince bana yetiyor. "yok mu beni siken" diye bağırsam bloğumda birileri gibi benimde binlerce izleyim yüzlerce yorumum olur. ben kara kara şeylerden bahsederken yada geyik yaparken bu kadarına şükrediyorum. birkeç kez sex mex gibi kelimeler kullan yazılarında bak nasıl artıyo o istatistikler!
Her şey İstanbul'da ama örneğin benim yazdığım gazeversite.com sitesi Ankara çıkışlı. Onların ekibindeyim ve hepsi Ankara'da olmalarına rağmen buradaymışcasına her şeyi takip ediyorlar.
Ne olursa olsun bil ki ülkemizde blog yazarak geçimini sağlayan ve bu işi maddiyata dönüştüren pek az kişi var. Özel etkinliklere davetiye kazanmak da artık çok zor değil.
Eskiden daha azdı sayımız ama şimdi blog yazanların ve twittercıların sayısı artınca popülerlik yarışı kaçınılmaz oldu.
Yorum Gönder